(İSTANBUL) – Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e şu ana kadar 85 devlet ve hükümet başkanının katılımını bildirdiğini, yaklaşık 3 bin gazetecinin akredite olduğunu açıkladı. COP31 Başkanlığı’nın eylem gündeminin 10 öncelikli tema üzerine kurulduğunu belirten Kurum, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin beklentilerinin dikkate alındığını söyledi. ABD’nin COP31’e katılımına ilişkin tartışmalara da değinen Kurum, Amerikan Ticaret Odası’nın “sürecin tam göbeğinde olduğunu” belirtti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İstanbul’da medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelerek, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 hazırlıklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Dünyanın siyasi, ekonomik ve güvenlik krizleriyle karşı karşıya olduğunu belirten Kurum, iklim değişikliğinin bunlardan farklı olarak insanlığın geleceğini tehdit eden kalıcı bir kriz olduğunu söyledi. Kurum, şöyle konuştu:
“Bugün ulusal ve küresel ölçekte yine gündemi meşgul eden bu siyasi ve ekonomik çalkantıların hepsi geçici birer dalgalanmadan ibarettir. Çünkü ekonomik krizler aşılacak, siyasi istikrarsızlıklar yerini yeni dengelere bırakacaktır. Ancak asıl ve kalıcı olan, insanlığın ve doğanın geri dönüşü olmayan bir eşiğe doğru sürükleniyor olması. Asıl büyük kriz, iklim değişikliğiyle birlikte bu gezegenin artık üzerinde nefes alınamayacak, yaşanılamayacak bir yere dönüşme tehlikesidir.”
“PASİFİK ADA ÜLKELERİ İÇİN 1,5 DERECE HEDEFİ HAYATİ ÖNEMDE”
Türkiye’nin COP31 Başkanlığı hazırlıkları kapsamında 50’den fazla ülkeyle doğrudan ikili temas kurduğunu belirten Kurum, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin farklı beklenti ve kaygılarını dinlediklerini ifade etti. Kurum, Pasifik ada ülkeleri açısından 1,5 derece hedefine değinerek, şunları söyledi:
“Orada 1,5 derece hedefi şunu ifade ediyor insanlar için: Var olup yok olma meselesi. Yani 1,5 derecenin üzerindeki bir ısınmada oradaki ada ülkeleri maalesef ülkelerini, orada yaşayan insanlar topraklarını terk etmek zorunda kalacaklar. Dolayısıyla böylesi hassas bir süreci Pasifik’te, dünyanın öbür ucunda da gittik, gördük ve tüm dünyanın dikkatini de Pre-COP’ta Pasifik bölgesine çekmiş olduk. Antalya’ya giderken bütün bu görüşmelerin birikimini de yanımızda götürüyoruz. Herkesi dinledik, herkesin taleplerini istedik. Önerilerini, arzularını, beklentilerini aldık. Gelişmekte olan ülkelerin öncelikleri ile gelişmiş ülkelerin endişelerini dinledik.”
“YAKLAŞIK 3 BİN GAZETECİ AKREDİTE OLDU”
Antalya EXPO alanında yürütülen hazırlıklara ilişkin bilgi veren Kurum, Mavi Bölge’de Birleşmiş Milletler’in resmi müzakerelerinin gerçekleştirileceğini ve Dünya Liderler Zirvesi’nin 11-12 Kasım’da yapılacağını söyledi. Kurum, “Şu ana kadar 85 hükümet ve devlet başkanı katılımını bildirdi. Uluslararası medyanın oldukça yoğun ilgisi var. Yaklaşık 3 bin gazeteci akredite oldu” dedi. Yeşil Bölge’nin ise Türkiye’nin dünyaya açılan vitrini olacağını belirten Kurum, üniversiteler, girişimciler, gençler ve sivil toplum kuruluşlarının burada bir araya geleceğini söyledi.
“KİMSEYİ GERİDE BIRAKMADAN BÜYÜK DÖNÜŞÜME LİDERLİK EDECEĞİZ”
COP31’i Türkiye açısından diplomatik bir organizasyonun ötesinde değerlendirdiklerini belirten Kurum, “COP31’i biz sadece bir zirve olarak görmüyoruz. Küresel görünürlük, diplomatik etki, uluslararası işbirlikleri, yatırım ve yeşil dönüşüm açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Türkiye olarak önümüzdeki süreçte bu sürece liderlik eden, bu süreci tüm sektörleriyle birlikte benimseyen bir ülke olarak COP Başkanlığı sürecini yürütüyoruz” diye konuştu.
Kurum, COP31’in Türkiye’ye sağlayacağı kazanımların finansman, yatırım, teknoloji, şehircilik, sanayi, istihdam ve uluslararası itibar boyutları bulunduğunu belirterek, “Biz bu anlamda geleceği beklemiyoruz. Onu şekillendirmeye gayret ediyoruz” dedi.
Enerji, gıda güvenliği ve savunma alanlarında ülkelerin kendi kendine yeterli hale gelmesinin önemine işaret eden Kurum, COP31 sürecinde kimsenin geride bırakılmaması gerektiğini belirtti. Kurum, “Türkiye olarak devletimiz ve milletimizden aldığımız güçle hiçbir tereddüte yer bırakmadan, en net ve kararlı duruşumuzla, aksiyon gücümüzle kimseyi bu anlamda geride bırakmadan, herkesi sürece dahil ederek Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında köprü vazifesi görecek ve bu anlamda tüm medeniyetlerin buluşma noktası olan Türkiye’de, Antalya’da bu büyük dönüşüme liderlik edeceğiz” ifadesini kullandı.
10 ÖNCELİKLİ TEMA VE ALTI KÜRESEL HEDEF…
Kurum, COP31 Başkanlığı’nın eylem gündeminin 10 öncelikli tema üzerine kurgulandığını belirterek, temiz enerji ve elektrifikasyon, sıfır atık, gıda güvenliği, iklim uygulama köprüsü ile okyanuslar ve denizlerin bu başlıklar arasında bulunduğunu söyledi. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirmenin tüm başlıkların ortak ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kurum, şöyle konuştu:
“Bugün gelişmekte olan ülkelerin bu dönüşümü yapabilmesi için finansmana, teknolojiye ve bilime ihtiyacı var. Dolayısıyla bu kapsamda bu çalışmaların ortak bir ihtiyacı olarak ele alıyoruz. Bu 10 başlığı bir de hedeflerle buluşturduk. 2035 yılına kadar uzanan altı küresel uygulama hedefiyle bu eylem gündemini destekliyoruz. Elektriğin dünya genelindeki nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 35’e yükseltilmesini istiyoruz. Bu önemli bir hedef.”
Kurum, küresel atık artış hızını yarı yarıya indirmeyi ve binalardaki enerji kullanım yoğunluğunu yüzde 25 azaltmayı hedeflediklerini de bildirdi.
İKLİM UYGULAMA KÖPRÜSÜ…
COP31 gündeminde yer alacak “İklim Uygulama Köprüsü”ne ilişkin de Kurum, bunun yeni bir fon veya yeni bir mekanizma olmadığını belirterek, “Aslında olan taahhütleri hayata daha hızlı geçirebilecek bir mekanizma. Doğru projeyle finansmanı buluşturacağımız ve daha etkin çözümleri hayata geçireceğimiz bir mekanizmadan bahsediyoruz” dedi.
“AMERİKAN TİCARET ODASI BU İŞİN TAM GÖBEĞİNDEDİR”
ABD’nin COP31’e katılımına ilişkin tartışmalara da değinen Kurum, iklim dönüşümünün yalnızca devletler düzeyinde değerlendirilmemesi gerektiğine işaret ederek, özel sektörün rolünü vurguladı. Kurum, şunları söyledi:
“Bu konuyu da çok çok önemsiyoruz ve özel sektörümüz… Bugün bana soruyorlar, işte Amerika bu toplantıya gelmeyecek, Paris Anlaşması’ndan çıktı mı veya burada taraf mı? Yani biz burada aslında sektörlerin, üretim ve istihdamın ne istediğini, ne beklediğini değerlendiriyoruz ve bu kapsamda Amerikan Ticaret Odası da bu işin tam göbeğindedir. COP31 sürecinin yanındadır. Dolayısıyla orada sektörün dönüşümü, insanlığın bu konudaki beklentilerini de çok iyi biliyoruz.”
COP31’in kültür, sanat, bilim ve gençlik programlarına ilişkin de bilgi veren Kurum, 70 yabancı ve 120 yerli sanatçının eserlerinin dört tematik sergide yer almasının planlandığını söyledi. Sanatın iklim konusunda ortak bir duygu oluşturabileceğini ifade eden Kurum, “Düşünün, bir senfoni orkestrası doğanın sesini sahneye taşıyor. Geri kazanılmış malzemelerden bir heykel yükseliyor. Dijital bir eser iklim verilerini herkesin anlayabileceği bir görüntüye dönüştürüyor. Böyle bir buluşma insanları aynı duygu etrafında bir araya getirir. Antalya’da işte bu etkiyi oluşturmak istiyoruz” dedi.
ANTALYA’YA 1,5 MİLYONA YAKIN ZİYARETÇİ BEKLENİYOR
Çocuklar ve gençlerin iklim mücadelesinin merkezinde olması gerektiğini belirten Kurum, COP31 için yaklaşık 45 bin gönüllü başvurusu yapıldığını açıkladı.
Kurum, “9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’ya 1,5 milyona yakın ziyaretçi bekliyoruz. Gençlerimizin gösterdiği bu büyük ilgi hepimiz için aslında ayrı bir heyecan kaynağı. Antalya’da her bir gencin yeni bir fikirle, yeni bir umutla ve dünyaya katkı sunma isteğiyle ayrılmasını arzu ediyoruz” diye konuştu.
“GEÇİCİ KRİZLERİN GÜRÜLTÜSÜ İÇİNDE GERÇEĞİ GÖZ ARDI ETMEYECEĞİZ”
Murat Kurum, konuşmasının sonunda iklim krizinin savaşlar ve siyasi krizlerden farklı olarak geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceğini vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz COP31’i sadece bir zirve olarak değil, ülkemizin ve dünyanın önümüzdeki 50 yılını kurtaracak tarihi bir milat olarak ele alıyoruz. Bugün atılacak adımları sadece diplomatik birer protokol veya geçici birer organizasyon olarak görmek, aslında karşı karşıya olduğumuz felaketin büyüklüğünü anlamamak demektir. Savaşlar ve krizler ne kadar yıkıcı olursa olsun, ekolojik çöküşün yaratacağı kalıcı yıkım maalesef telafisi olmayan bir yıkımdır. Geçici krizlerin gürültüsü içinde asıl gerçeği göz ardı etmeyecek, gezegenimizin geleceğini hiçbir şekilde karanlığa teslim etmeyeceğiz.
Türkiye yarının dünyasına imzasını atacak. Türkiye tüm insanlığın geleceğine inşallah mührünü vuracaktır. Antalya’da bu anlamda hep birlikte çalışacak ve yine Antalya’da tüm dünyanın geleceğine mührümüzü vurmak üzere kalıcı bir tarihi iz bırakacağız.”




